euzbay@gmail.com

euzbay@gmail.com

+90 532 315 43 84

+90 532 315 43 84

GET İLE YAPILAN PHRASAL VERB’LER

Konuya girmeden önce, phrasal verb nedir, bunu açıklayayım. Bir fiil ile bir ya da iki preposition’ın yan yana gelmesiyle oluşan deyimlere phrasal verb denir. Ancak fiilin anlam değiştirmesi gerekir. Mesela, look fiili ile at kullandığımızda, look fiilinin “bakmak” anlamı değişmez. Bu yüzden look at, phrasal verb değildir. Diğer taraftan, look for dediğimizde, look fiilinin “bakmak” anlamı “aramak” olarak değişir. İşte buna phrasal verb denir. Şimdi gelelim get fiili ile yapılan önemli phrasal verb’lere:

Get about: a. Gezmek, dolaşmak, seyahat etmek

It’s easy in this city to get about by bus. (Bu şehirde otobüsle gezmek kolaydır.)

b. (haber, söylenti) dolaşmak, yayılmak

News of the disease soon got about. (Hastalık haberi hemen yayıldı.)

Get along: a. İdare etmek

I’ll get along with a bike until we can afford a car. (Bir araba alacak paramız olana kadar bisikletle idare ederim.)

b. (biriyle) Geçinmek, anlaşmak, uyuşmak

I get along well with all of my colleagues. (İş arkadaşlarımın hepsiyle iyi geçinirim.)

Get back to: (birine) dönmek, telefonla tekrar aramak

I’ll get back to you on the figures this afternoon. (Bu öğleden sonra rakamlarla ilgili size dönerim.)

Get by: Geçinmek, idare etmek

They can’t get by on such a small income. (Bu kadar az bir gelirle geçinemiyorlar.)

Get down: a. (uçak) Düşürmek, indirmek

How many enemy planes did they get down? (Kaç düşman uçağı düşürdüler/indirdiler?)

b. (hayvan) Öldürmek, indirmek

The hunters got down three deer. (Avcılar, üç geyik öldürdüler/indirdiler.)

c. Psikolojisini bozmak

Doing the same thing every day gets me down. (Her gün aynı şeyi yapmak psikolojimi bozuyor.)

Get in: Varmak, gelmek

The plane got in early. (Uçak erken vardı/geldi.)

Get off: a. (araçtan) İnmek

I have to get off at the next stop. (Bir sonraki durakta inmem lazım.)

b. (cezadan) Kurtulmak, yırtmak, paçayı kurtarmak

The man went to prison but his accomplice got off. (Adam hapse girdi ama suç ortağı kurtuldu.)

Get on: (araca) Binmek

I think they got on the wrong bus. (Bence yanlış otobüse bindiler.)

Get on with: -e devam etmek

Stop talking and get on with your work! (Konuşmayı kesip işinize devam edin.)

Get over: a. (korku, sorun, zorluk) Yenmek, üstesinden gelmek

The girl tried hard to get over her fear of the dark. (Kız, karanlık korkusunu yenmek için çok çabaladı.)

b. (hastalık) Atlatmak

It can take months to get over an illness like that. (Böyle bir hastalığı atlatmak aylar alabilir.) 

Get round: (haber, söylenti) Yayılmak

The news soon got round that the company was going to go bankrupt. (Şirketin iflas edeceği haberi hemen yayıldı.)

Get through: a. (bir zorluğu) Atlatmak

The refugees had to get through the harsh winter. (Mülteciler, sert kışı atlatmak zorunda kaldılar.)

b. Telefonla ulaşmak

I finally got through to Sally on her mobile phone. (Sonunda Sally’ye cep telefonundan ulaştım.)

Get to: Varmak

What time does this bus get to Boston? (Bu otobüs Boston’a saat kaçta varır?)

Get up: a. Yataktan kalkmak

What time do you get up every morning? (Her sabah saat kaçta kalkıyorsun?)

b. Ayağa kalkmak

They all got up when the king entered the room. (Kral odaya girince hepsi ayağa kalktı.)