euzbay@gmail.com

euzbay@gmail.com

+90 532 315 43 84

+90 532 315 43 84

NOUN CLAUSES

Konuyu açıklamaya bir örnekle başlayalım:

He knows my surname. (Soyadımı biliyor.)
özne fiil         nesne

He knows that I am a doctor. (Doktor olduğumu biliyor.)
özne fiil        noun clause

Birinci cümlede, fiile “neyi biliyor?” diye sorulduğunda cevap veren kısım (my surname) cümlenin nesnesidir. Aynı soruyu ikinci cümleye de sorarsak (that I am a doctor), “doktor olduğumu” diye bir cevap alırız ki bu da nesne durumundadır. Ancak ikinci cümlenin nesnesi, kendi içinde öznesi (I) ve fiili (am) olan bir cümledir aslında. İşte böyle kendi içinde bir cümle olmakla birlikte bir ana cümleye bağlı olan ve “ne, neyi, neye?” sorularına cevap veren cümleciklere noun clause (isim cümleciği) denir. Şimdi noun clause’ların nerede ve nasıl kullanıldığına örneklerle bakalım:

1. Cümlenin nesnesi durumunda (bağlaç olarak that’in kullanılması bir zorunluluk değildir):

They say (that) the bus driver is tired. (Otobüs sürücüsünün yorgun olduğunu söylüyorlar.)  = Ne söylüyorlar?
People used to believe (that) the world was flat. (İnsanlar, eskiden dünyanın düz olduğuna inanıyorlardı.) = Neye inanıyorlardı?
He said (that) his friend’s name was Sam. (Arkadaşının adının Sam olduğunu söyledi.) = Ne söyledi?
I saw (that) the safe was empty. (Kasanın boş olduğunu gördüm.) = Ne gördün?

2. Cümlenin öznesi durumunda (that’in kullanılması zorunludur):

That the world is round is a fact. (Dünyanın yuvarlak olduğu bir gerçektir.) = Gerçek olan nedir?
That he failed the exam is disappointing. (Sınavda kalması hayal kırıklığı yarattı.) = Ne hayal kırıklığı yarattı?
That my son is lazy worries me. (Oğlumun tembel olması beni üzüyor.) = Beni ne üzüyor?
That my best friend is seriously ill makes me unhappy. (En iyi arkadaşımın ağır hasta olması beni mutsuz ediyor.) = Beni mutsuz eden ne?

3. “İsim/isim takımı + be + noun clause” biçiminde:

The truth is that we don’t have any money. (Gerçek şu ki hiç paramız yok.)
The sad truth is that there aren’t many honest people in the world. (Acı gerçek şu ki dünyada fazla dürüst insan yok.)

Yukarıdaki cümleler, biraz daha farklı biçimde de ifade edilebilir:

The truth that we don’t have any money makes us unhappy. (Hiç paramızın olmaması gerçeği bizi mutsuz ediyor.)
The sad truth that there aren’t many honest people in the world seems to be true. (Dünyada fazla dürüst insan olmadığı gerçeği doğruya benziyor.)

4. Sıfatlarla birlikte:

I am hopeful that he will succeed. (Başaracağından umutluyum.)
I am certain that he saw me. (Beni gördüğünden eminim.)
I was afraid that I might hurt her feelings. (Duygularını incitmiş olabileceğimden korkuyordum.)

5. Peki sorularda durum nedir? 

Cevabı “evet” ya da “hayır” olan sorular (yes-no questions) noun clause’a bağlanırken if ya da whether kelimeleri kullanılır. Ayrıca, sorular düz cümleye çevrilerek bağlanır:

Is Mark ill? (Mark hasta mı?) 
I don’t know if Mark is ill (or not)./I don’t know whether Mark is ill (or not). (Mark’ın hasta olup olmadığını bilmiyorum.)
Do you know if Mr Taylor is at home? (Bay Taylor’un evde olup olmadığını biliyor musun?)
Let me know whether you are coming. (Gelip gelmeyeceğini bana haber ver.)
I don’t know whether she will be able to come. (Onun gelip gelemeyeceğini bilmiyorum.)

Whether (or not), cümlenin öznesi durumunda da kullanılabilir. If, cümle başında özne olarak kullanılmaz:

Whether the students will be happy (or not) depends on the teacher. (Öğrencilerin mutlu olup olmayacakları öğretmene bağlı.)
Whether (or not) the famous singer was the spy is still unknown. (Ünlü şarkıcının casus olup olmadığı hâlâ bilinmiyor.)

Eğer soru, soru kelimesi (what, where, how …) ile başlıyorsa, noun clause o soru kelimesi ile bağlanır. Soru yine düz cümleye çevrilir:

Where is Sally going? (Sally nereye gidiyor?)
I don’t know where Sally is going. (Sally’nin nereye gittiğini bilmiyorum.)
Where does the general manager of the company live? (Şirketin genel müdürü nerede oturuyor?)
I don’t know where the general manager of the company lives. (Şirketin genel müdürünün nerede oturduğunu bilmiyorum.)
Why are they playing in our garden? (Neden bizim bahçede oynuyorlar?)
We don’t know why they are playing in our garden. (Neden bizim bahçede oynadıklarını bilmiyoruz.)
What do you need? (Neye ihtiyacın var?)
My father wants to know what I need. (Babam, neye ihtiyacım olduğunu öğrenmek istiyor.) 
What happened yesterday? (Dün ne oldu?)
Nobody knows what happened yesterday. (Dün ne olduğunu kimse bilmiyor.)

Yukarıdaki örneklerde, noun clause’lar nesne durumunda kullanılmıştır. Bu tür cümleler aynı zamanda özne durumunda da kullanılabilir:

Where I was going was not known. (Nereye gittiğim bilinmiyordu.)
Where the general manager of the company lives is a mystery. (Şirketin genel müdürünün nerede oturduğu bir sır.)
How they can prevent air pollution is not clear. (Hava kirliliğini nasıl önleyebilecekleri belli değil.)
Who smoked all these cigarettes is none of your business. (Tüm bu sigaraları kimin içtiği seni ilgilendirmez.)
What they need is some money. (İhtiyaçları olan şey biraz paradır.)

6. Noun clause’lar, kısa olarak da söylenebilir:

I don’t know what I should do. = I don’t know what to do. (Ne yapacağımı bilmiyorum.)
They don’t know when to leave. (Ne zaman gideceklerini bilmiyorlar.)
He doesn’t know where to go. (Nereye gideceğini bilmiyor.)

SÖZLÜ SINAV.

Aşağıdaki cümlelerin İngilizcesini söyleyin. Cevaplar için videoyu seyredin.

1. Çocuk, ileride ne olmak istediğini biliyor. 
2. Onların ne kadar zamandır evli olduklarını bilmiyorum. 
3. Geminin nerede battığı bilinmiyor. 
4. Peter’ın üniversiteden mezun olması, ailesini mutlu etti. 
5. Yaşlı adam, otobüs beklediğini söylüyor. 
6. Ekonominin yakında düzeleceğine inanıyorum. 
7. Ne zaman yataktan kalkacağını bilmiyor.
8. Kadının neden ağladığını biliyor musun? 
9. Proje üzerinde çalışıp çalışmayacakları bilinmiyor.
10. Ne soracağımı bilmiyorum.