euzbay@gmail.com

euzbay@gmail.com

+90 532 315 43 84

+90 532 315 43 84

Bu yazıda, run fiilinin kullanımları ile bu fiil ile yapılan phrasal verb’leri bulacaksınız. Run, düzensiz bir fiildir ve past hâli ran ve past participle hâli run olarak çekilir:

1. Koşmak

You’ll have to run if you want to catch the bus. (Otobüsü yakalamak istiyorsan koşman gerekecek.)
I ran to the door and opened it. (Koşup kapıyı açtım.)

2. İşletmek, çalıştırmak, yürütmek

She runs a small hotel in the South. (Güneyde küçük bir otel işletiyor.)
He ran Trump’s election campaign. (Trump’ın seçim kampanyasını yürüttü.)
The bus company runs a regular airport shuttle service. (Otobüs firması, düzenli havalimanı servisi işletiyor.)
The shelter is run by volunteers. (Barınak, gönüllüler tarafından işletiliyor.)

3. (motor, makine) Çalışmak, çalıştırmak

The car engine is running. (Arabanın motoru çalışıyor.)
I ran the dishwasher even though it wasn’t full. (Dolu olmamasına rağmen bulaşık makinesini çalıştırdım.)
My car runs on petrol. (Arabam benzinle çalışıyor. / Arabam benzinli.)
The software will run on any PC. (Yazılım, her bilgisayarda çalışır.)
Keep clear of the machines while they are running. (Makineler çalışırken onlardan uzak durun.)

4. (kan, gözyaşı, nehir) Akmak

Tears were running down her face. (Gözyaşları, yüzünden aşağı doğru akıyordu/süzülüyordu.) 
Blood was running from a wound in his leg. (Bacağındaki bir yaradan kan akıyordu.)
In addition to Egypt, the Nile runs through 10 other African countries. (Nil Nehri, Mısır dışında 10 Afrika ülkesinin içinden akar.)

5. (film, dizi) Devam etmek, oynamak, sürmek

The serial has been running for 3 years. (Dizi, 3 yıldır oynuyor.)
The film runs for two hours. (Film iki saat sürüyor.)

6. (otobüs, tren) Çalışmak

The train only runs at weekends. (Tren, sadece hafta sonları çalışır.)
A bus runs three times a day into town. (Şehir merkezine günde üç kere otobüs var.)

7. (birini) Arabayla bırakmak

Jack offered to run me into town. (Jack, beni arabasıyla şehir merkezine bırakmayı teklif etti.) 
Can you run me home, please? (Beni arabanla eve bırakır mısın lütfen?)

8. (enflasyon) Seyretmek

Inflation is running at 10%. (Enflasyon %10’da seyrediyor.)

9. (yol, patika) Gitmek

The path was running through the middle of the forest. (Patika, ormanın yarısına kadar gidiyor.)

10. (sıradağ) Uzanmak 

A mountain range runs parallel to the eastern border. (Sıradağ, doğu sınırına parallel olarak uzanıyor.)

11. (ürperme, korku) Hissetmek, gelmek

A chill ran through me. (Bana bir ürperme geldi. / İçim ürperdi.)
A shiver of fear ran through his body. (Korkudan bütün vücudu titredi.)

12. (aklından) Geçmek

The thought that he might be lying ran through my mind. (Yalan söylüyor olabileceği aklımdan geçti.)

13. Seçime girmek, adaylığını koymak

He announced his intention to run for President. (Başkan adayı olma niyetini açıkladı.)

14. (boya, mürekkep, makyaj) Akmak

Crying made her mascara run. (Ağlayınca maskarası aktı.) 
Don’t cry, or your make-up will run. (Ağlama, yoksa makyajın akacak.)

15. Yasa dışı yollarla getirmek, sokmak

Some groups are running guns into the country. (Bazı gruplar, ülkeye silah sokuyor.)

16. (musluk, çeşme) Akmak

The hot tap is running cold. (Musluğun sıcak tarafı soğuk akıyor.)

17. (su) Akıtmak

I turned the tap on and ran some cold water on the burn. (Musluğu açıp yanığın üstüne biraz soğuk su akıttım.)

18. ( burun) Akmak

My nose has been running for a week because of hay fever. (Saman nezlesi yüzünden burnum bir haftadır akıyor.) 

19. (çorap) Kaçmak

Your tights have run. (Çorabın kaçmış.)

20. Yayımlamak

All the newspapers ran stories about the disease. (Bütün gazeteler, hastalıkla ilgili hikâyeler yayımladılar.)

 

Run ile yapılan phrasal verb’ler

Run across: Rastlamak, tesadüfen bulmak

I ran across my former boss in the street this morning. (Bu sabah caddede eski patronuma rastladım.)
I ran across an excellent book on Africa. (Tesadüfen Afrika ile ilgili harika bir kitap buldum.)

Run after: Peşinden koşmak

All the girls are running after my handsome nephew. (Bütün kızlar, yakışıklı yeğenimin peşinden koşuyor.)

Run around: (birileriyle) Takılmak

Peter was sorry he had wasted his youth running around with criminal types. (Peter, gençliğini suçlu tiplerle takılarak harcadığı için üzülüyordu.)

Run away: Kaçmak, tüymek, sıvışmak

The student has the habit of running away from school. (Öğrencinin, okuldan kaçma alışkanlığı var.)

Run away with: Çalmak, aşırmak, yürütmek

Somebody ran away with the jewels while we were out. (Biz dışarıdayken biri mücevherleri yürüttü.)

Run for: Adaylığını koymak, seçim yarışına girmek

Who will run for President next year? (Önümüzdeki sene başkanlığa adaylığını kim koyacak?)

Run into: a. Çarpmak, toslamak

I ran into the gate and hurt my knee. (Bahçe kapısına çarptım ve dizimi incittim.)

b. Rastlamak

I ran into my boss at the supermarket. (Markette patronuma rastladım.)

Run off with: Çalmak, aşırmak, yürütmek, … ile kaçmak

The maid ran off with all the money. (Hizmetçi, bütün parayla kaçtı.)

Run out: Bitmek, tükenmek

We’ve run out of coffee. (Kahvemiz bitti.)
They had to return home when their money ran out. (Paraları tükenince eve dönmek zorunda kaldılar.)

Run over: (araç ile) Ezmek, çiğnemek

He was run over by a truck in front of his house. (Evinin önünde bir kamyon tarafından ezildi.) 

Run through: Gözden geçirmek

I’ve just run through the names on the list. (Listedeki isimleri şimdi gözden geçirdim.)

Run up against: (sorun, zorluk, rekabet vs ile) Karşılaşmak

The company ran up against strong competition. (Şirket, güçlü bir rekabetle karşılaştı.)

 

Öğrendiğiniz phrasal verb’ler ile aşağıdaki soruları cevaplandırın. Cevapları, yazmak yerine söylemeye çalışın. Doğru cevaplar için videoyu seyredin.

1. Rob, bugüne kadar rastladığım en komik kişidir. 

2. Muhasebeci, kasadaki para ile kaçtı. 

3. Alfred, uzun zamandır güzel kızın peşinden koşuyor.  

4. Vali olmak için son seçimde adaylığını koydu. 

5. Geçen sene kavşakta iki çocuk ezildi. 

6. Param bitince arkadaşımdan borç para aldım. 

7. Birçok çocuk evden kaçmak istiyor. 

8. Başımı cam kapıya çarptım. 

9. İmzalamadan önce bu sözleşmeyi gözden geçirmem gerekiyor. 

10. Yöneticiler iki büyük sorunla karşılaştılar.