euzbay@gmail.com

euzbay@gmail.com

+90 532 315 43 84

+90 532 315 43 84

WEAR, PUT ON & GET DRESSED …

İngilizcede “giymek, giyinmek, takmak vs.” anlamlarında kullanılan ve birbirine karıştırılan bazı fiilleri inceleyelim:

Wear:

a) “Giymek” demektir. Cümlede giysi söyleniyorsa kullanılır. Söz konusu giysi üzerinizdedir:

He was wearing a new suit. (Yeni bir takım elbise giymişti. / Üzerinde yeni bir takım elbise vardı.) = Cümlede, giyilen şey (a new suit) söylenmiş. 
She often wears purple shoes. (Sık sık mor ayakkabılar giyer.) = Cümlede, giyilen şey (purple shoes) söylenmiş.
She was wearing jeans. (Kot giyiyordu. / Üzerinde kot vardı.) = Cümlede, giyilen şey (jeans) söylenmiş.

b) (kravat, emniyet kemeri, yaka kartı vs.) “Takmak” demektir:

Do I have to wear a tie? (Kravat takmak zorunda mıyım?) = Cümlede, takılan şey (a tie) söylenmiş.
Were you wearing a seat belt then? (O sırada emniyet kemeri takıyor muydun?) = Cümlede, takılan şey (a seat belt) söylenmiş.
All delegates must wear a badge. (Tüm delegelerin yaka kartı takmaları gerekir.) = Cümlede, takılan şey (a badge) söylenmiş.

c) (makyaj) “Yapmak” demektir:

She always wears make-up. (Hep makyaj yapar. / Hep makyajlı gezer. / Yüzünde hep makyaj vardır.) = Yüzünde, daha önceden yapılmış makyaj var.

Put on:

a) “Giymek” demektir. Cümlede giysi söyleniyorsa kullanılır. Söz konusu giysi üzerinizde değildir. Giysiyi askıdan alıp üzerinize geçirme eylemidir:

He put on his jacket and went out. (Ceketini giyip dışarı çıktı.) = Ceket üzerinde değilmiş. Askıdan alıp üzerine geçirmiş.

b) (makyaj) “Yapmak” demektir:

She is putting on her make-up. (makyaj yapıyor.) = Yüzünde, daha önceden yapılmış makyaj yok. Şu anda makyaj yapıyor.

Get dressed: “Giyinmek” demektir: Cümlede giysi söylenmez:

After he washed his face, he got dressed. (Yüzünü yıkadıktan sonra giyindi.) = Ne giydiği söylenmeyip sadece “giyindiği” söyleniyor. 

Dress:

a) “Giyinmek” demektir. Cümlede giysi söylenmiyorsa kullanılır:

He dressed quickly. (Çabucak giyindi.)

b) “Giydirmek” demektir:

She dressed the children in their best clothes. (Çocuklarına en güzel elbiselerini giydirdi.)

c) “Giyinmek” demektir. Bir kişinin giyim tarzından söz ederken kullanılır:

She dresses smartly/elegantly. (Şık giyinir.)

Dress up: “Şık giyinmek, giyinip kuşanmak” demektir:

You don’t need to dress up to go to the mall; jeans and a T-shirt are fine. (AVM’ye gitmek için giyinip kuşanmaya gerek yok; bir kot bir tişört yeter.)

Take off: “Çıkarmak” demektir:

I took off my jacket. (Ceketimi çıkardım.)
He took off his shoes. (Ayakkabılarını çıkardı.)

Zip up: Fermuarını çekmek, fermuarlamak

He zipped up his leather jacket. (Deri ceketini fermuarladı.)

Button up: İliklemek

Button up your coat; it’s cold outside. (Paltonu ilikle; dışarısı soğuk.)

Do up: İliklemek

My son never does his jacket up. (Oğlum ceketini asla iliklemez.)

Try on: (giysi) Denemek, prova etmek

You should have tried the shoes on before buying them. (Almadan önce ayakkabıları giyip denemeliydin.)